GORAN BREGOVİÇ – EDERLEZİ

Posted by Fatos on Eyl-6-2011


Sa o roma babo, e bakren cinen.
A me coro, dural besava.
A a daje, amaro dive.
Amaro dive erdelezi.
Ediwado babo, amenge bakro.
Sa o roma, babo. e bakren cinen.
Eeee…j, sa o roma, babo babo, sa o roma daje.
Sa o roma, babo babo, erdelezi. erdelezi, sa o roma daje.
Eeee… sa o roma, babo babo, sa o roma daje. sa o roma, babo babo, eeee…
Erdelezi, erdelezi.
Sa o roma daje

Same amala oro kelena
Oro kelena dive kerena
Sa o roma
Sa o roma, babo, babo
Sa o roma, o daje
Sa o roma, babo, babo
Ej, ederlezi
Sa o roma, daje
(amaro dive
Amaro dive, ederlezi
Ej… ah… )
Same amala oro kelena
Oro kelena dive kerena
Sa o roma
Sa o roma, babo, babo
Sa o roma, o daje
Sa o roma, babo, babo
Ej, ederlezi
Sa o roma, daje

 

Türkçesi de:
Ederlezi goran,ederlezi
Kızların ağıtlar düzerken bosna yaylalarında,
Acıya bulanmıştı şenlikleri,
Ederlezi yine gelmişti her sene geldiği gibi,
Ne bilsin burada yetim kızlar var
Bu sene ederlezi babasız kalmıştı
Yetim kızların yürekleriydi gelen.

Sarı saçları mavi gözleriyle,
Gökyüzü bile özenirdi güzelliklerine,
Deniz utanırdı mavisinden,
Cenazelere uğurlanmıştı ederlezi,
Şurada yatan kefensiz, babalarımızdı
Boşnak kızları goran’ın,
Yetimdi sarıları, yetimdi mavileri.

Ah ederlezi, niye geldin bu sene
Bilmez misin, buradaki kızlar yetim
Şurada yatan babalarımızdı, kefensiz
Yaslar bağladı sarı saçlarımız
Babasızdı mavi gözlerimiz
Ve goran, haykır yine bosna dağlarına
Ederlezi kızlarım, ederlezi

Türkçe çevirisinden de anlaşılacağı gibi insanın içini fena yakan bir ağıt.  Kelimelerin anlamlarından öte o ses bambaşka duygular damlatıyor ruha. Öyle kahırla söylüyor; paramparça ediyor. Sanki anlamadığım anadilimmiş gibi….

dinleyebileceğiniz bir formu için link : http://www.youtube.com/watch?v=GkLqhkqoNoY&feature=related

bir başkası: http://www.youtube.com/watch?v=i6Bh0sdhW70

DÜN ÜLKESİ

Posted by Fatos on Tem-25-2011

Gözbebeklerin küçüldükçe uzak ülkelere gönderdiğim dumanımı görürsün. Akan ırmaklar oralara varmış, dinleniyordur. Balıklar çamaşır yıkar köpüklü köpüklü, çimen kokulu çamaşırlar. Karıncalar yuva yapar bugünün dumanının gölgesine. Bir karınca ne kadar küçük olsa da koşarak yakalanamaz. Uzanan elleri tutamaz. Ve arkasından, önünden koşan zamanı umursamaz. Onu kurabiye kırıntıları ilgilendirir ve tatlıya bayılır nokta kadar küçük çocukları… Sevgili eşi belki fıstık kabuğu şık bir elbise ister. Ve elbette uygun ayakkabılar… Oysa güneye bakan ılık yuvalarında tüm bunlar olmadan daha güzeldir minik yavruların annesi. Yemekten sonra çocuklar uyuyup ışıklar söndüğünde. Ay ışığında ellerini tutup gözlerine bakan minik kraliçesi…

Ve kurşun gözlerini kıstığında tam başının üstünde duran buluttan hangi damlanın ne zaman başına düşebileceğini görürsün. Ancak şemsiyen hep koyduğun yerde değildir. Kırmak için can attığın ayakları ile kaçıp gitmiştir. O damla mutludur oysa yerinde. Hapsolduğunu sandığımız o bulut onun vatanıdır. Sorumlulukları vardır. Hep bir arada durmak zorunda olduğu yurttaşları…

Ve bugün uzak ülkelerdeki dumanı gökyüzü çoktan içmiştir. Irmak toplayıp pılı pırtıyı, balıklarıyla birlikte daha da uzaklara göçmüştür. Karıncalar yuvalarını kapatıp tatil bölgesindeki yazlıklarına kaçmışlardır. O yağmur damlası sen şemsiyeni açamadan saçların arasındaki yerini çoktan almıştır.

Dün çoktan bitti. Bugün o uzak ülkelerdeyiz artık. Bambaşka bir havası, yepyeni bir toprağı olan çok çok uzak bir ülkedeyiz. Dün ülkesi asla varamayacağımız bir yerde kaldı. Pürüzsüzlüğünü kaybetmiş parmaklarımızın dokunamayacağı seslerde…

Neyse anlatacak çok bir şey yok. Uykum geldi.  Dün bitti. Bugün de bitmeden… Öyle işte…

SEVGİLİYE

Posted by Fatos on Tem-23-2011
Hayal bile olamayacak kadar güzel gerçeğim;
Seni özledim. Evimi özledim. Yumuşak omuzları yastık olmaya hazır yuvamı. Çorbası, donmuş gözlerimi eritip, gamzeme şelaleler akıtan evim. Sonra huzurla sevdiğimin dizlerinde tatlı rüyalara daldığım evim.
Güçlü kollarınla nasıl da zamanı sımsıkı tutar durdururdun? Ve bize evreni gezdiren o uçan halı nerden gelirdi bilmiyorum. Herkes, her şey donmuşken, tek bir tüy bile kıpırdamazken biz uçarak yeryüzünü, gökyüzünü tüm uzayı dolaşırdık. Bir yıldızı kulaklarıma küpe, Jüpiter’den bir çiçek koparıp saçlarıma toka yapman öyle hoş bir duygu ki… Tarihteki ve henüz keşfedilmemiş olan tatları bile seninle tatmak ve bunun yalnız bana özel olduğunu bilmek… Sen benim kahramanımsın. Bükülmez bileğim, en yenilmez duygum.
Sahip olduğum ve ait olduğum tek varlıksın. Hem gerçek olamayacak kadar muhteşem, hem de rüya olamayacak kadar somutsun; dokununca yumuşacık ve bir o kadar sert, koklayınca büyüleyici, duyunca ilahi bir melodi, tadın yalnız benim tattığım bir baharat: hem tatlı hem keskin ve bakmakla bitmeyen sonsuz çizgilerin…
Artık kimsem yok senden başka. Lüzum da yok. Olmasın da. Sen yetiyorsun bana. Öyle kocamansın ki; milyon kat büyüsem de sen bir tane kalıp yetersin bana. Kendimi yerine oturması gereken bir parça gibi hissediyorum. Tamamlanmak için birbirimize ihtiyacımız var. Tane tane her şey yerine oturduğunda kusursuz işleyen bir düzeniz. Ne bir fazla lazım ne bir eksik; bozuluruz. Ailem, aşkım, arkadaşım, işim, gücüm, her şeyim sensin.
Şimdi yanımda yoksun ya; öksüzüm, kolum bacağım yok çolağım. Ve kimseye tahammülüm yok ağlayacağım. Taşlaşan gözyaşlarımdan sana yol yapacağım; çamur kaplı yollardan değil tertemiz gel diye. Ve beni aramadan, kaybolmadan bul diye.
Kahramanım, masalımız hâlâ yazılmakta. Ellerinde bir kılıç ve bir kalem, mavi atınla serüvenlerde savaşıyorsun. Bir kulede bekliyorum şimdi. Saçlarımı, ellerimi, ruhumu uzattım yollarına. Az kaldı mutlu sona.
Nizami, Fuzuli ve niceleri… Keşke beni ve seni görecek kadar yaşasalardı. Ustalık eserleri henüz burada. Yazık; ruhları acı içinde ikimizi yazamadıkları için.
Sana böylesine âşık olmama eros neden olmuş olamaz. Böyle bir tutkuyu senden başkası oluşturamaz. Erosun tanrısı sensin; eros da diğer aşkların…

babamın günü

Posted by Fatos on Haz-19-2011

-baba; babalar günün kutlu olsun

+iyiyim saol kızım sen nasısın?

-babalar günün kutlu olsun babacım. napion nasılsın?

-iyi iyi saol yavrum. bahçelerde bağlarda uğraşıp duruyoz. sen nasılsın bak dikkat et kapını bacanı iyi kitle, yemeğini iyi ye! emi!….

babalar günü ne yaa lafta kıymete bindi bi günde babalar. bu facebook alem facebookta paylaştınmı babalar günü bitio alırsan bi kravat makbule geçer ama almazsan da ala…bizimki hala soruo nasılsın? yollarda sokaklarda dikkat et!ben iyiyim kızım sen nasılsın. hiç lafı kendine çevirtmez. babalar günü neymiş yaa… babamın babalar günü yok abicim: her gün onun o da hep benim ;) canım babam….önceliği hep ailesine verir…

 

YOKLUĞUNDA

Posted by Fatos on May-3-2011

Akşam olduğunda, işten çıkıp eve döndüğümde bir hüzün gelir oturur başköşeye… Gözlerini dikip izler beni; üzerimi değiştirmemi, yemek pişirmemi, hızla ve özensiz sofra kuruşumu, yavaş ve iştahsız lokmaları çiğneyişimi… Tüm evi gezer, kokusu siner eşyalarıma. Sonra ağzımdan, burun deliklerimden, kulaklarımdan, gözbebeklerimden dolar içime içime… Ve dokunur kalbime; yoksun, sızlar yüreğim. Sensiz her akşam, her saat, her an acı içinde kıvranır ruhum.

Yokluğunda acı kelimeler dilimin ucunda; söyleyemem içim yanar. Avuçlarım simsiyah kanar; hep bir iş bulurum ellerini arayan ellerime. Her yerde seni arar gözlerim; siyah bir incide buldum gözlerini ve tatlı öpüşünü pamuk şekerinde.

Zeze okulun beşinci sınıfında ve on beş yaşındadır. Kendini her yönüyle erkek olarak hissetmektedir. İlk sakal tıraşını olmuş, bilardo oynamakta ve Conception Lisesi’ndeki kızlarla ilgilenmektedir. Yüzme tutkusu tekrar ateşlenmiştir. Okulu bitirince ne yapacağına karar verememiştir. Hiç bir mesleği seçememekte ve kendini boşlukta hissetmektedir. Zeze hayatta başarılı olamayacağı ve sorumluluklarını ye­rine getiremeyeceği endişesine kapılır. Zeze “aşkın yeryüzünün en önemli şeyi olduğunu” düşünmektedir ve aşkından uzakta hiçbir işte mutlu olamayacağını düşünür. Böylece Maurice’inde gitme zamanı gelmiştir. Maurice hiç ölmeyeceğine dair söz verir, Zeze de onu hep bir oğul gibi sarılıp yanağından öpeceğine dair söz verir. Maurice de Zeze’ye veda eder gider. Zeze hayatın gerçeği ile baş başa kalır.

Zeze, okulu bitirir, diploma töreni esnasında Brezilya’da 1935 ihtilali olur. Natal’ın so­kakları savaş alanına döner.

Günler çabuk ge­çer ve Zeze’nin ayrılık günü gelmiştir. Zeze eski ailesinin yanına dönmekte kararsızdır. Her şey herkes çok değişmiştir. Hiçbir şeyi beklediği gibi bulamamaktan ve ailesini hayal kırıklığına uğratmaktan korkmaktadır. Ve zaten bir iş seçemediği gibi kendisini okutan ebeveynini anlamaya ve onlardan ayrılacağı için üzülmeye başlamıştır. Babası Zeze’yi gemiye kadar getirir. Peder Felicano son anda koşa koşa gelir. Ve Zeze ile sarılırlar. Gemi son düdüğünü çalarken, rıhtımdan uzaklaştıkça küçülen karartı Peder Felicano, onun pişmanlıklarına kazınan görüntü olacaktır.

Yıllar geçer. Zeze Sao Paulo’nun Çağdaş Sanat Müzesi’nin barında yazmaktadır.. Yanına Maria gelir ve Maurice Chevalier’in konserine davet eder onu. Çocukluk hayali, arkadaşı olan Maurice onu çok duygulandırır, gitmekte tereddüt eder. Yoğun ısrar sonucu birlikte konsere giderler. Zeze Maurice ile olan anılarını hatırlar ve göz yaşlarını tutamaz. Konser çıkışı Maurice ile konuşur. Maurice hiç değişmemiş hayallerindeki gibi kalmıştır.

Yolda Maria’dan ayrılır yalnız caddede yürümeye başlar. Çocukluğu, Adam, Maurice. Peder Felicano hepsi gözlerinin önünden geçer. Çocukluğuna ve o düşlerine özlem duyar. Adam ve Maurice ile yeniden konuşmaya çalışır. Ama bu artık imkânsızdır. Zeze kırk yaşla­rında yetişkin bir çocuktur. Zeze’ye göre yetişkinler güneşi uyandırmayı bilmezler. Ama onun önemi yoktur çünkü Zeze hâlâ pişmanlık sözünün ne anlama geldiğini bilmektedir.

 

 

GÜNEŞİ UYANDIRALIM ÖZET-5

Posted by Fatos on Nis-1-2011

Bu tırmanma, atlama, saklanma işleri Zeze’nin çok hoşuna gider. Tehlike adrenalin tutkusunun da etkisiyle sirklerde çalışma hayalleri kurmaya başlar. Fayolle ‘un de etkisiyle sirkten vazgeçer ve geceleri Manuel Machado ormanında Tarzan’la buluşmaya başlar.  Gece karanlıkta ağaçlara tırmanır ve seçtiği bir dalda gece yarısına kadar bekler. Zeze için bu bir özgürlüktür. Ormanın o sessizliğinde ağaçların ve gecenin kokusunu ciğerlerine çekmek harika bir şeydir. Orada Zeze kendini dünyanın hâkimi gibi hissetmektedir. Tarzan Zeze’ye gece ormanda acılı ruhlar gibi inlemesini önerir. Onun için bu çok eğlencelidir. Mahallede gece inlemeleri tez yayılır. Hatta Başpiskopos Ladim’i ormanı kutsaması için getirmeyi bile düşünürler. Bir gece eve dönüşte hizmetçi Dadada’ ya yakalanan Zeze bundan vazgeçeceğine Fayolle üzerine yemin eder kimseye söylememesi için.

Bir gece yatarken ışığın yandığını fark eden Zeze Adam’ı kalbinde bulamaz. Etrafına bakınır, seslenir ve onu yatağının altında bulur. Elinde bir valiz ve bir şapkayla. Adam görevini tamamladığını ve artık gitmesi gerektiğin söyler. Duygusal ve gözü yaşlı bir vedalaşma ile ayrılırlar. Zeze o gece kendisini ziyarete gelen Maurice’e Adam’ın gittiğini söyler. Maurice de herkesin bir gün gitmesi gerektiğini güneşini artık kendisinin uyandırmayı bilmesi gerektiğini söyler. Maurice Zeze’ye söz verir: gerçek aşkı bulduğunda; yani kalbinin tek başına yeterli olabildiği zaman gideceğine söz verir.

Zeze artık on beş yaşında delikanlıdır. Garajdaki pompanın ve yüzmenin de yardımıyla geni omuzları ve göğsü olan sarı saçlı yakışıklı bir erkek olmuştur. Karşı komşularının okulu tatil olan Dolores adlı güzel kızları gelmiştir. Bembeyaz tenli, uzun ince bacaklı, sarı kıvırcık saçlı ve harika paten kayan Dolores ilk görüşten itibaren çalmıştır kalbini Zeze’nin.

 

Zeze’nin günleri, plajda sabahın bitmesini, öğleden sonra rüzgarda altınsı bir güneş gibi parlayan sarı kıvırcık saçlarıyla Dolores’in duvara gelmesini beklemekle geçmektedir. Akşam Maurice gelince ona delice aşık olduğunu anlatır. Zeze Peder Felicano’yu görmeye gittiğinde onun biraz daha yaşlandığını fark eder. Ona Dolores’ten söz eder. Zeze artık hem aşık olmuş hem de erkek olmuştur. Bay Arthur’un dükkânından sigara satın alır. Zeze Dolores ile duvar üzerinde soh­bet etmekledir. Dolores’in gitmesine dört gün kalmıştır. Zeze ile Dolores’i el ele tu­tuşmuş şekilde yakalayan kız kardeşi onları babasına şikâyet eder. Zeze Dolores gideceği için çok hüzünlüdür. Zeze kaçmayı teklif eder. Ancak daha gerçekçi olan Dolores karşı çıkar. İkisi de sonsuza dek birbirlerini bekleye­ceklerine söz verirler. Ablasının şikâyeti üzerine Zeze’nin bahçeye çıkması yasakla­nır. Dolores ise gideceği güne kadar odaya hapsedilir. Onu görememek ve yazgısı­nı paylaşamamak Zeze’nin yüreğini kanatır. Dolores’le bir daha hiç görüşemezler. Dolores’i alıp götüren gemiye rıhtımdan bakarken cebinden bir sigara çıkarıp ya­kar Zeze  Sigarasının dumanlarını havaya savurur ve gemiyle birlikte yüreğinden bir şeylerin kopup gittiğini hisseder. Acı dolu gözlerinden yaşlar süzülür. Hayat onun artık çok acıdır. Günlerini odasında yatağında sevdiğini düşünerek ve acı içinde geçer. Ta ki okul tekrar açılana kadar.

 

GÜNEŞİ UYANDIRALIM ÖZET-4

Posted by Fatos on Mar-31-2011

Zeze eve aldığı kediyi Dadada’nın odasında ararken babasına yakalanır. Babası­nın sert çıkışından dolayı gözyaşlarına boğulur. Akşam Maurice’in teskin etmesi de fayda vermez ve Zeze o gün okulda da ağlar. Olan biteni Peder Felicano’ya anla­tır. Kendini öldürmek istediğini söyler. Artık eve geri dönmek istemez. Peder Ambrosio onu ikna eder.

Ameliyattan sonra daha hızlı büyüyeceğine inanan ve yüzmeyi de zaten çok seven Zeze Feliciano (Fayolle) nun desteğiyle sık sık okuldan kaçıp yüzmeye gider. Yüzerken çok dikkatli olması gerekmektedir; çünkü karpuz kokulu köpekbalıklarına yem olma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Köpekbalıkları etrafa karpuza benzer bir koku dağıtmaktadır ve bu kokuyu alan ilk kişi “karpuz” diye bağırır ve yüzmekte olan herkes güvenli bir yere kaçar. Güvenli sınırları aştığı bir günde Zeze de bu karpuz uyarısını duyar, ancak koku çok yoğundur; kocaman bir karpuzun önünde gibidir. Polis motoruna doğru heyecanla yüzer ve içeri atlar. Son anda kurtulmuştur. Ancak bu kez de o teknede mahsur kalmıştır. Köpek balığı teknenin etrafındadır. Herkes gider, hava kararır ama zeze hala teknededir. Dr. Renato onu teknesiyle kıyıya kadar götürür de çok şükür kurtulur. Bu herkes için çok büyük korku sebebidir ve çok şükür atlatılır. Ailesi ceza olarak okula yatılı devam ettirir. Tabii bu Zeze’ye ceza değil ödül olmuştur. Okulun kendisi için bir cennet olduğunu düşünen zeze yaramazlıklarına orada devam eder.

Okulda yemekte çok sert peksimetler verilmektedir. Zeze bunları cebine doldurup gece yatakhanede peksimet savaşı başlatır. Bu savaşı pek eğlenceli bulan diğer öğrenciler her gece savaşı devam ettirir. Peder Luiz’in yaptığı açlık ve sefaletle boğuşan insanları anlatan konuşmasıyla peksimet savaşı biter.

Zeze peder Luiz’i ikna ederek etüt saatlerinde roman okumakta, önüne çıkan her şeye tırmanmakta, kirişlere yapışmakta, bütün çalıları dolaşmakta, kalın duvarlara çıkmaktadır. Tırmanma tutkusuyla yüzme tutkusu da birleşince ona “Tarzan” adı takılmıştır. Tarzan ‘ın eğlencelerinden biri de kilisenin çan kulesine tırmanmaktır. Hatta olmadık bir saatte eskimiş, insanların varlığını unuttuğu çanı çalarak herkesi korkutma hayali kurmaktadır. Bunu gerçekleştiremez ama ayin saatinde kiliseye gelen yobaz kadınların başlarına tahtaların arasından topak yapılmış örümcek ağı, kıymık, toz parçaları vb atar. Ayinde kadınların şaşkınlık içinde etraflarına bakınmalarını diğerlerinin de onları kınayan bakışlarını izleyip sessizce güler. Tabii çok uzun sürmez bir süre sonra çan kulesine tırmanmak yasaklanır.

Zeze fiziksel gelişiminin de katkısıyla iyice cesaretli bir çocuk olmuştur. Bahçede futbol oynadıktan sonra duş sırası beklerken havluyla birbirlerine vurarak şakalaşan arkadaşlarına katılır ve sessizce Arnolbio adlı iriyarı arkadaşının sırtına vurup kaçar. Öküz lakaplı arkadaşı Zeze’yi koşturur ama yakalayamaz. Tüm okulu ve sokağı koşarak geçen Zeze arkasında Arnolbio ile okula koşmaya devam eder küçükler sınıfına girer. Kapının yanında pusuda bekler ve içeri giren peder Estavio adlı öğretmenini Arnolbio sanarak havluyla sertçe vurur. Tüm öğretmenler çok sinirlidir ve ceza için toplanırlar. Kimse Zeze’yi eller kavuşmuş biçimde tüm gece bekleme ve nefret ettiği cümleyi binlerce kez yazmaktan kurtaramaz.

Okul tatil olur Zeze ailesinin yeni evine gider. Yeni ev daha büyük komşular daha ilginçtir Zeze için. Köpeği Tulu’ya bahçe duvarında yürümeyi öğreten Zeze aynı zamanda komşu bayan Severuba’yı bir casus gibi takip etmektedir. Sık sık bir sopa yardımı ile Hintkirazı/hintarmudu çalmakla yetinmeyip bir gece soyunup bir havluyu Tarzan’ın peştamalı gibi beline sarıp babasının kütüphanesinden gizlice aldığı zarf açma bıçağını da alarak Bayan Severuna’nın bahçesine girer. Bayan Severuna ‘nın Aslan adlı köpeğinin ısırmasını dahi göze alarak komşusunun her gün kontrol ettiği gözünün içi gibi baktığı yetişmiş bitanecik papayesini dalından koparır ve kaçar. Tabii ertesi gün yaşlı Severuna küplere biner ama ne çare.

 

İSTANBUL’DA

Posted by Fatos on Mar-28-2011

GÜNEŞİ UYANDIRALIM ÖZET- 3

Posted by Fatos on Mar-28-2011

Herkes yediğim yemeği hak etmediğimi, bir Kızılderili, yabanıl bir pinage olduğumu söylüyor’ diye düşünen Zeze sık sık intiharı düşünür ve bunun için ilaç dolabından aldığı bir kimyasal taşı üzerinde taşır. Fayolle’un ısrarı ile taşı kendisine verir.

Bir gün piyano çalışırken annesi gelir ve Zeze’ye babasının ameliyat olacağını ve bu sürede kendisinin okula yatılı devam edeceğini haber verir. Ardından bu sürede çalışacağı parçaların yazılı olduğu kâğıdı uzatır. Zeze itiraz eder; orası kalabalık , gürültülü ve piyanosu çok eski olan bir yerdir. Bunun üzerine annesi Zeze’ye piyano çalışmaya devam etmek isteyip istemediğini sorar. Zeze Adam’ın da desteğiyle hayır cevabını verir. Annesi setçe piyanoyu bir daha hiç açamayacağını ve kendisine resim yapması için boya ve kalem vermeyeceğini söyler. Zorla piyano çalışmaktan nefret etmesine rağmen piyanonun yasaklanması Zeze’ nin içini üzüntüyle kaplar. Zeze piyano yasağından sonra Tarzan’ın serüvenlerini okumakta ve ona özenmektedir. Ameliyat olacak babası içinde dua eder. Ailesi Rio’ya gidince Zeze yatılı okula gider. Peder Falicano’dan izin alıp hafta sonu sinemaya gider. Bademcik ameliyatı olmak islediğini Felicano’ya anlatır. Babası ameliyat olur, sağlığına kavu­şur. Zeze de bu sürede Adam, Maurice ve Peder Felicano’nun desteğiyle bademciklerinden kur­tulur.

Zeze bademcik ameliyatından sonra vücutça gelişmeye başlar ve öğleden sonra­ları da sık sık yüzmeye gider. Peder Felicano onu köpek balıklarına karşı uyarır. Zeze’nin hayatı değişmektedir. Annesi komşu kadınlara onun iyi davranışlarını an­latır. Bu arada karşı komşusu şehrin en zengin ailelerindendir. Onların oğlu Joao Galvao de Medieros ile arkadaş olur.